23 Ekim 2018
  • Antalya18°C
  • Ankara11°C

BOSTANİZADE YAHYA EFENDİLER ÇOĞALDI…

İbrahim İpbüker

11 Haziran 2018 Pazartesi 03:47

Gözlerimle görmedim, tarihçilerin yalancısıyım…

Babası 3. Murad’tan olma, aslen Venedik’li olan anası Safiye Sultan’dan doğma, 13. Osmanlı Padişahı 3. Mehmed, babası vefat ettikten sonra tahta çıktığı ilk gece, tam 19 erkek kardeşini “o daha eşikte, bu daha beşikte” demeden boğdurarak öldürtmüş…

Tarihin derinliklerinde “en korkuncu” olarak nitelendirilen bu olayın içinde, 20 kız kardeşini de öldürttüğü, bununla da kalmayıp, erkek kuzenlerin gözlerine “mil çektirerek” kör ettiği de rivayet edilir…

O dönemlerde “demokrasi” olmadığı için, her ne kadar “halktan almamış” olsa da, “babadan kalma yetkileri” ele geçirir geçirmez, “tek hükümdar benim, ben ne dersem o olacak” anlayışı ile, karşısına çıkma ihtimali olan kim varsa “pırasa doğrar” gibi, doğrayıp atmış yani…

Günümüzün tabiri ile, “iktidar hırsına” yenik düşmüş anlayacağınız…

Öz kardeşlerine karşı bile bu kadar “acımasız” olabilen bir padişahın, tahta çıkıp, “yetki aldığı” ilk gece yaptığı icraatları “tarihe not etmek” işi de o dönemin tarihçileri için hiç kolay olmamış elbette…

“Padişah tahta çıkar çıkmaz kardeşlerini boğdurttu” diye açık seçik ifade etseler, işin ucunda kelleden olmak var, sıkıysa böyle not düşsünler…

O dönemlerde “lafı evirip çevirmekte” pek maharetli olan ve “tarihçi milletinin atası” diye bilinen Bostanizade Yahya Efendi yine maharetini göstermiş ve tarihe şöyle not düşmüş…

“Mübarek padişahımız o kadar merhametliydi ki, tahta çıkar çıkmaz 19 erkek karındaşını cennet kayığına bindirdi”…

Hatta gözlerine mil çekilen kuzenler için de, “gözlerini kör edip, gönül gözlerini açtı” şeklinde not düştüğü de rivayet edilir…

Benden yana helal olsun Bostanizade Yahya Efendi’ye…

“Yetki” kimdeyse, onun yanında olmuş…

Yetki sahibinin “yetkilerini yanlış kullanmasını” bile “doğru gibi” gösterip, yetki sahibini “öfkelendirecek” gerçekleri “görmemezlikten” gelmiş…

Bu öyle herkesin yapabileceği bir şey değil, ayrı bir “maharet, beceri, yetenek” ister…

Bunun için “helal olsun” dedim Bostanizade Yahya Efendi’ye…

Ne yalan söyleyeyim, benim “kullanma kılavuzumda” böyle bir yetenek yer almıyor…

Bu nedenle de günümüzün “Bostanizade Yahya Efendilerini” kıskanmıyor değilim için için…

Kimmiş bunlar diye meraklananlarınız varsa hemen arz edeyim…

Bakın şöyle etrafınıza…

Özellikle de adına “sosyal medya” denilen ve iyiden iyiye “çığırından çıkmaya başlayan” mecraya…

Öyle parti marti ayırımı filan yapmadan söylüyorum…

Öyle “aşağılık” öyle “vicdansız” öyle “insana yakışmayan” paylaşımlar yapılıyor ki, tarif etmeye kelimeler yetmiyor…

Öyle “rezil kepaze” suçlamalar, ithamlar, benzetmeler yapılıyor ki, yenin ederim, “insanlığımdan utanıyorum” görünce…

Siyasi tercihlerine göre “tavır alanlar” arasında öyle “zıvanadan çıkanlar” var ki, aynı zamanda “insanlıktan da çıkıyorlar”…

Sonuçta “aynı geminin içinde” yol alan bu insanlar, sadece “siyasi görüş farkı” nedeniyle ne ara bu kadar “düşman” oldu, ne ara bu kadar “kin ve öfkeyle doldu” anlamak mümkün değil…

Hepsi de birer “Bostanizade Yahya Efendi” mübarek…

Ölçü, kıstas “doğru” ya da “yanlış” olması değil…

Eğer kendi siyasi fikirlerini “haklı çıkarmak” varsa işin ucunda, dünyanın “en yanlış işini” bile savunmaktan, sahiplenmekten zerre kadar “gocunmayanla” milyonlarca insan var…

Bunlar, eğer işlerine gelmiyorsa, “dünyanın en doğru” işine “tu kaka” demekten de zerre kadar çekinmiyorlar…

Yine hiç ayırmadan söylüyorum…

Bu tiplerin içinde, dağda çobanlık yapan da var, işçi, memur, esnaf da var…

Gazeteci de var, profesör, rektör, öğretmen işadamı da var…

Hepsi de birer “Bostanizade Yahya Efendi” mübarek…

İşlerine nasıl geliyorsa, nasıl söylemeleri gerekiyorsa öyle yapıyorlar…

İftira atmış olmaktan, öbür tarafa “kul hakkıyla” gidecek olmaktan zerre kadar “korkmadan” hem de…

Ne “kuldan utanıyorlar” ne de “Allah’tan korkuyorlar” yani…

Bu ülkenin insanları ne ara bu hale geldi, inanın anlamakta zorlanıyorum…

Hepimiz bu geminin içindeyiz…

Alt tarafı bir “seçim” yapacağız…

O kazanacak ya da bu kazanacak…

Kim kazanırsa kazansın, seçimden sonra da hayat devam edecek…

Caddede, sokakta, bakkalda karşılaşacağız, yüz yüze geleceğiz…

Nedir bu kin, bu düşmanlık…

Nedir bu  “Bostanizade Yahya Efendi” olma çabası, anlamıyorum, anlayamıyorum…

Her şey nasıl bu kadar o kadar çok “değişti” bu kadar çok “yozlaştı”…

Bakın, eskiden de seçimler yapılırdı bu memlekette…

Otuz küsur yıldır içinde olduğum “gazetecilik” mesleğinden örnek vereyim…

Memleketi yönetmeye talip olan siyasi parti liderleri aynı masanın etrafına oturur, karşılarına geçen “tarafsız gazetecilerin” sorularına yanıt verirlerdi…

Şimdilerde o liderlerin yerinde “gazeteciler” oturuyor…

“Taraflı gazeteciler”…

Kendi siyasi görüşlerinin “baskın çıkması” adına, çoğu zaman bağıra çağıra karşısındakini susturmaya çalışıyorlar…

Hepsi de birer “Bostanizade Yahya Efendi” mübarek…

Kıstas, ölçü “doğru” ya da “yanlış” olması değil…

Neyi savunmaları neyi söylemeleri, neyi dayatmaları gerekiyorsa onu yapıyorlar…

Televizyonun karşısına oturup, kendilerini “aval aval izleyenlerin” gözlerinin içine baka baka hem de…

Hanımlar, beyler…

Yapmayın, etmeyin…

Yazıktır, günahtır…

Kimi seçecekseniz seçin, kime oy verecekseniz verin ama “düşman” olmayın, “kin beslemeyin”…

Bir kere daha söylüyorum…

Hepimiz aynı gemideyiz, unutmayın…

Nokta…

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.