15 Aralık 2018
  • Antalya12°C
  • Ankara3°C

ZEYTİNYAĞI’NIN TUTKULU HİKAYESİ

Aileden zeytinyağı işini devralan Zafer Tan, markalaşmanın önemini fark ederek, yerel bir üretici olmanın avantajlarını ön plana çıkaracak bir adım attı ve markalaşma sürecine girdi.

ZEYTİNYAĞI’NIN TUTKULU HİKAYESİ

08 Haziran 2017 Perşembe 18:05

Röportaj : GÜLAY ŞAHİN

Türkiye’de markalaşmanın önemi her fırsatta konuşulsa da gerçek anlamda bu konuda elini taşın altına koyanların sayısı maalesef yeterli değil. Özellikle yerelde kaliteli ürünlerle bir başarı elde eden markaların, bu güvenli balondan çıkarak, markalaşma sürecini başlatmaları çok görülmüyor. Yine de güzel örnekler de yok değil. Örneğin ‘’Mustafa Büyükakça Zeytinyağları’’. Aileden zeytinyağı işini devralan Zafer Tan, markalaşmanın önemini fark ederek, yerel bir üretici olmanın avantajlarını ön plana çıkaracak bir adım attı ve markalaşma sürecine girdi. Akdeniz’in zeytinyağlarının da en az Ege’nin zeytinyağları kadar kaliteli olabileceğini ortaya çıkardı. Bu süreçte sadece büyük bir bilgi birikimi ve deneyime sahip olmanın yeterli olmadığını fark ettiğini söylen Tan,bu başarı hikâyesini yeni girişimcilere örnek olması için paylaşmaktan çekinmedi. Umut ediyorum ki, bu hikaye birçok girişimciye örnek olur ve şehrimizde daha çok markalaşma hikayesine birlikte tanık oluruz.

Okuyucularımız için hikayenizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Ben babamın işini bir adım öteye taşımayı başaran şanslı azınlıktanım. Bizde zeytinyağı aşkı babadan geliyor. Babam bölgedeki pek çok insan gibi tarımla uğraşıyordu. Bu dönemde Zeytinle ilgili bölgedeki eksikliği görerek,  bu işle ilgilenmeye karar veriyor. Ancak bölgede bu alanda yeterli bilgi birikimi ve malzeme olmadığı için, 1987 yılında Ege’den taş değirmen, sulu press yapan mamullerden getirerek, taş değirmen makineleriyle ilk zeytinyağını üretiyor. 1999 yılına geldiğimizde zeytinyağımıza olan talebin artması, mevcut üretim sisteminin yetersiz kalmasına yol açtı. Bu sebeple bizi markalaşma sürecine taşıyacak yeni üretim sistemini kurduk. Sonrasında adım adım ilerledik ve bugüne geldik. Ama henüz yolun başında olduğumuzu ve gidecek çok yolumuzun olduğunu da biliyoruz.

Türkiye’de zeytinyağı denince akla Ege geliyor. Ama siz Akdeniz’in de bu alanda iddialı olabileceğini savunuyorsunuz. Dolayısıyla da bölgemizde zeytinciliğinin gelişmesi için çok çaba gösteriyorsunuz. Bu anlamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bitkisel  yağ grubu  içinde  kendi  öz suyuyla  oluşan,  hiç  bir  ısıl  işlem görmeden   kendi  öz suyuyla elde edilen   tek  yağ  zeytinyağıdır.  Bu yüzden  biz  buna  meyve  suyu  diyoruz. Eskilerde zeytinyağına altın suyu dendiğini de biliyoruz. Dolayısıyla çok önemli bir ürün zeytin.

Bölgemizde de yetişen bu meyve maalesef bu zamana kadar muz ve narenciyenin gölgesinde kalmış hep. Bunda zeytinin ekonomik getirisinin düşük olmasının da etkisi büyük tabi. Ayrıca,  zeytinyağının yeteri kadar tanıtılmaması da zeytine verilen değerin düşük olmasında önemli bir diğer neden. Biz bunu tersine çevirmek için elimizden geleni hep yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz.

Markalaşma serüveni nasıl başladı peki?

Bölgemizin zeytinyağlarının düşük kalitede olduğu inanışı markalaşma alanında adım atmamızı tetikleyen ana unsur oldu. Ege’ye zeytinyağımızı sattığımızda  ‘Güneyin zeytinyağı  kötü’’  algısını  yoğun biçimde hissettik. Egedeki toptancılar ürettiğimiz yağları piyasa değerinin altında fiyatlara alıyorlardı. Bir gün yine Ege’deki bir toptancı yağımızın asit oranının yüksek olmasını ve Ege yağı kadar kaliteli olmamasını gerekçe göstererek bize normal değerinden %15 düşük fiyat verdiler.  Bu olay bizi tetikledi. Vakit kaybetmeden zeytinyağımızın kalitesini artırmak ve markalaşmak için araştırmalara başladık. Yakacık-Kınık arası bölgede markalaşan bir firma var mı?  Ürettiğimiz kaliteli yağları kimlere, nasıl ulaştırabiliriz?  Sorularının yanıtlarını aradık ve AR-GE çalışmaları yapmaya başladık. Ardından da logo ve kurumsal kimlik çalışmalarımızı tamamlayarak, markalaşma hikayemizi başlattık.

Bu süreçte kimlerden destek aldınız? Yerel de sizi destekleyen kurum ya da kuruluşlar oldu mu?

Bu zorlu süreçte yerelde çok fazla yardım aldığımızı söyleyemem. Ancak, Antalya Borsa Kurulu sağ olsun hep bizimle olduğunu hissettirdi.  Sorunlarımıza eğildi.  Bunun dışında, özellikle zeytinyağının kalitesini artırmak için doğru bilgi kanalları bulmak bizim için en önemli konuydu. Bu düşüncelerle yaptığım araştırmalar sonucunda ‘Zeytin Dostu Derneği’ ile tanıştım ve üye oldum.  ‘İyi zeytinyağı nasıl üretilir?’’  sorusunu sordum.  Derneğin seminerlerine katıldım.  Gazipaşa’ya döner dönmezde öğrendiklerimi uygulamaya başladım.  Hemen geri dönüş aldık,  yağ kalitemiz arttı. Girdiğimiz bu yolda olumlu emeklerimizin karşılığını almaya başladığımızı görmek bizi heyecanlandırdı tabi.  Bu yolda daha hızlı yürümek için markalaşmak gerektiğini biliyorduk. Ürettiğimiz yağları bu işi bize öğreten babamızın adı ‘’Mustafa Büyükakça Zeytinyağları’’ olarak tescilleyerek, markamızı oluşturduk. İlk etapta ürettiğimiz yağların markalı şişelere yerleştirilmesi sürecimiz oldukça amatördü. Daha sonra kaliteli bir zeytinyağının en iyi saklanma şekli ola cam şişelere geçtik. Şu anda logomuz her haliyle emrimize amade.  Kurumsal kimliğimiz için gereken tüm çalışmaları yaptık. Ancak marka olmak çok uzun süre bu çalışma gerektiren bir şey.  Zaman, teknoloji, koşulların sunduklarını takip etmek ve bu değişimlere ayak uydurmak gerekiyor. Biz de buna çok dikkat ediyoruz.

İyi bir zeytinyağını nasıl anlayabiliriz?

İyi zeytinden iyi zeytinyağı elde edilir. Ancak bu iyi ürünü korumak için de dört şeyden uzak tutmak gerekiyor; ısı, ışık, hava ve su. Yüksek ısı ve ışık yağın içindeki bütün mineralleri öldürür.  Bu nedenle güvenilir firmalardan, çevrede tanıdığımız, bildiğimiz yerden almak gerekir. Çünkü tadına bakarak kalitesini anlamak mümkün olsa da bu çok öncelik gerektiren bir durum olduğundan, neredeyse sadece bu işin uzmanları tat ile doğru kaliteyi belirleyebilirler.

Bugün tadımcılar zeytinyağlarını test ederken çimen tadını bile alır.  Örneğin yeşil zeytinin yağı daha koyu olur.  İyi bir yağdan bir yudum alıp ağzımızın içinde gezdirdikten sonra nefes alıp verdiğimizde genzimizde yanma hissetmemiz lazım. İyi zeytinyağının o aroması gırtlaktan aşağı iniyorsa asit oranı yüksektir. Biraz karabiber acısı gibi ağzınızda dilinizde bu acılığı hissetmemiz lazım.  Rengi, nefaseti, tadı, burukluğu gibi özellikleri var. Dolayısıyla, çok ince detayları olan bir iş bu. Tadımcıların aradığı birçok şey var ve herkes algılayamaz.

Markalaşma sürecinde sizi en çok ne zorladı?  Sizin gibi markalaşmak isteyenlere tavsiyeleriniz var mı?

Önyargılar…  Kaliteli zeytinyağının Ege’ye özgü olduğu yanılgısı ile çok mücadele etmek zorunda kaldık. Sonra markalaşma sürecinde azim ve heyecanımızı söndürmek isteyenlerle de mücadele etmemiz gerekti. Maalesef ülkemizde markalaşmanın ne kadar önemli olduğunun henüz farkında değiliz.  Taleplerimiz ve çabalarımıza destek olmak yerine “Ne gereği var? Yormayın kendinizi.” gibi cümlelerle başa çıkmak yorucuydu. Bu nedenle markalaşmak isteyenlerin öncelikle bu konuda kararlı olmaları gerekiyor.  Kendilerine ve ürünlerine olan güvenlerini kaybetmeden, vazgeçmeden, kararlı bir şekilde çalışmaya devam etmeleri de çok önemli. Çünkü başarmanın en önemli koşulu buna inanmaktır.  Tabii ki en iyi yaptıkları işte markalaşmalarını öneririm. Bu süreçte yeniliğe açık olmaları, bilgi avcısı olmaları lazım ayrıca. Özellikle bu çağda alanıyla ilgili yeni gelişmeleri takip etmeyenlerin çabucak geride kaldıklarını unutmamak gerek.  Yeni şeyler öğrenmekten hiç bıkmadan çok çalışmak başarının anahtarı aslında.

dsc_0097-001.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON DAKİKA